Uluslararası hukukun yorgun bir nehir gibi yatağını kaybettiği zamanlarda, kimi sesler akışın yönünü hatırlatan bir fener gibi parlıyor. Francesca Albanese, Birleşmiş Milletler’in İşgal Altındaki Filistin Topraklarındaki İnsan Hakları Özel Raportörü, tam da böyle bir dönemde dünyanın unuttuğu hakikati yeniden görünür kılmaya çalışan nadir figürlerden biri. Onun son raporu olan “Gaza Genocide: a collective crime”, yalnızca bir uyarı değil; insanlığın aynasının çatladığını ilan eden bir manifesto niteliğinde.
Ekim 2025’te yayımlanan bu rapor, onlarca devletin Gazze’de işlenen yıkımda doğrudan ya da dolaylı sorumluluk taşıdığını belirtiyor. Rapora göre, 2023’ten bu yana yaşanan insani felaket karşısında diplomatik ilişkilerini İsrail’le kesen ülkelerin sayısı yalnızca dört: Belize, Bolivya, Kolombiya ve Nikaragua. Bu tablo, küresel vicdanın nasıl dar bir koridora sıkıştığını, devletlerin çoğunun ise süregiden yıkıma karşı sessizlikle mühürlendiğini gözler önüne seriyor.
Kurumsal Sessizliğin Derin Çatlakları
Albanese’nin önceki raporları, işgalin yalnızca siyasi değil, ekonomik bir ekosistemle beslendiğini göstermişti. 60’tan fazla uluslararası şirket, işgal altındaki topraklarda kurulan yerleşimleri destekliyor; altyapı, gözetim sistemleri, askeri teknolojiler ve lojistik ağlarla bu yapıyı ayakta tutuyordu. Bu tablo, Filistin topraklarında yaşananların münferit değil, küresel sermayenin sessiz ortaklığıyla güçlenen bir sistem olduğunu kanıtlıyordu.
Ne var ki uluslararası hukuk mekanizmaları, kendi var oluş amaçlarıyla çatışan bir ataletin esiri olmuş görünüyordu. Şikâyetler yıllarca raflarda beklerken, sahadaki insanlar her geçen gün daha fazla yerinden ediliyor, daha fazla gözetleniyor, daha fazla hedef haline geliyordu. Böyle bir ortamda Francesca Albanese’nin açıklamaları yalnızca teknik tespitler değil, insanlığın moral pusulasını yeniden kurmaya çalışan çağrılar hâline geldi.
Diplomasinin Kaybolan Ruhu
Ghida Fakhry ile yaptığı söyleşide Albanese, devletlerin büyük bölümünün diplomatik kanalları sorgulayan bir tonda değil, adeta o kanalların artık çalışmadığını ilan edercesine konuştu. Çünkü küresel güç dengeleri, adaleti değil çıkarları önceleyerek diplomasiye ruh veren değerleri aşındırmıştı.
Onun ifadesiyle bugün diplomasi, hakikati koruyan değil, çoğu zaman hakikatin üzerini örten bir mekanizma hâline gelmiş durumda. Uluslararası kurumlar, ağır bürokratik yapılarıyla, bir halkın kolektif acısı karşısında hareket etmekte gecikiyor; geciktikçe de güvenirliğini kaybediyor. Bu nedenle, sarsılmaz diye bilinen yapıların içten içe çöktüğü yeni bir çağın içindeyiz.
Halkların Yeni Rolü: Vicdanın Kolektif Yükselişi
Diplomatik sessizlik derinleşirken, boşluğu dolduran yeni bir güç ortaya çıkıyor: halk hareketleri, sivil toplum ağları, küresel dayanışma inisiyatifleri.
Albanese’ye göre bu yükseliş, siyasi liderliğin geri çekildiği yerde vicdanın kendi dilini bulmasıdır. Dünyanın dört bir yanında insanlar sokaklara çıkıyor, üniversiteler boykot kararı alıyor, sanatçılar eserlerini bu trajediye adıyor, gazeteciler sessiz bırakılan alanları görünür kılıyor. Gerçekten de halklar, devletlerin cesaret edemediği o alanlara adım atarak yeni bir diplomasi formu yaratıyor: vicdani diplomasi.
Bu hareketlilik, yalnızca Filistin halkına destek olmanın ötesinde, küresel adalet mekanizmasını hatırlatma çabasıdır. Dünyanın geleceğini çıkarlarını gözeten elit yapılar değil, sorumluluğu paylaşan halklar belirleyecek gibi görünüyor.
Albanese’nin Uyarısı: Tarih Bizi Not Ediyor
Francesca Albanese, raporlarında yalnızca yıkımı anlatmıyor; aynı zamanda geleceğin büyük sorusunu da soruyor:
Bugünün tanıkları olarak biz hangi tarafta duruyoruz?
Onun sözleri, diplomatik metinlerin soğuk yüzeyiyle değil, insanlığın ortak kaderine dokunan sıcaklığıyla yankılanıyor. Gazze’deki yıkım, yalnızca bir bölgenin trajedisi değil; insanlığın sınavı, uluslararası hukukun güvenilirliği ve küresel toplumun vicdani kapasitesinin ölçüsü.
Rapor, devletleri bir kez daha uyarıyor:
Sessizlik, yalnızca bir tutum değil; suça ortak olan bir eylemdir.
Sonuç: Yeni Bir Aydınlığın Eşiğinde
Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan, adaletin yeniden anlam kazanması için çabalıyor. Bu çaba, yıkımın karanlığına rağmen umut doğuran bir kıvılcım gibi. Francesca Albanese’nin raporu ve söylemleri, o kıvılcımı güçlendiren bir rüzgâr görevi görüyor.
Tarihin bu kavşak noktasında, devletlerin diplomatik hesapları geri çekilirken, halkların kolektif iradesi yeni bir dünya tahayyülü kuruyor. Bu tahayyül, hakikati saklayan değil, açığa çıkaran; sessizliğin değil, adaletin hüküm sürdüğü bir gelecek vaat ediyor.
Ve belki de dünya, işte bu yüzden, kana batmış coğrafyalardan değil; hakikati savunmaktan vazgeçmeyen insanlardan yeniden doğacak. TRT World
