Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesiminin Silahlanma Hamlelerinin Ardındaki Strateji
Ege’nin dalgaları yüzyıllardır iki kıyıyı aynı nefesle besler. Fakat bugün, o dalgaların altında beliren soğuk bir gerilim akışı var. Adalar üzerinden yükselen askeri üsler, Doğu Akdeniz’de konuşlandırılan yeni silah sistemleri, diplomatik masalarda görünmeyen hesapların taşları… Tüm bunlar, Türkiye’ye karşı inşa edilen sessiz ama büyüyen bir caydırıcılık mimarisinin izleri.
Bu stratejinin merkezinde Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi bulunuyor. Onlar, yalnız hareket etmiyor; İsrail’den ABD’ye, Avrupa Birliği’nden bölgesel güvenlik ağlarına uzanan güçlü bir koalisyonun rüzgârını arkalarına almış durumdalar. Peki, sürdürülen bu silahlanma ve ittifak siyaseti neyi hedefliyor?
Ege’de Dengeyi Değiştirme İsteği
Son yıllarda Yunanistan’ın attığı askeri adımlar, savunma ihtiyacından çok, politik bir dönüşümün göstergesi niteliğinde. Fransa’dan alınan Rafale savaş uçakları, ABD’nin Dedeağaç’ta kurduğu üsler, adalarda uluslararası anlaşmalara aykırı askerî yığınaklar…
Bu hamlelerin ardında iki güçlü motivasyon öne çıkıyor:
-
Ege’de üstünlük kurma arzusu
Türkiye’nin Mavi Vatan doktrini ve sondaj faaliyetleri karşısında, Atina her askeri yatırımı bir “denge kurma” adımı olarak görüyor. -
Caydırıcı bir cephe oluşturma
Türkiye’nin bölgesel güç olma hikâyesinin önüne set çekme çabası, silahlanmayı bir araç haline getiriyor.
Kıbrıs’ta Enerji Jeopolitiği
Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları, Kıbrıs Rum Kesimi için tarihi bir fırsat niteliğinde. Bu kaynaklar, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik kaldıraç.
Rum yönetiminin amacı:
- Enerji haritasını Türkiye’siz şekillendirmek,
- Türkiye’nin Kıbrıs Türkleri üzerindeki garantörlüğünü ve etkinliğini zayıflatmak,
- AB ve bölge ülkelerini kendi güvenlik ağına dahil ederek yanına çekmek.
Her sondaj gemisi, her yeni ittifak, yeni bir baskı politikasının parçası…
ABD, İsrail ve AB Neden Daha Çok Destekliyor?
Bu artan desteğin ardında, Akdeniz siyasetini yeniden şekillendirme isteği yatıyor.
ABD, Rusya’nın etkisini güney ekseninde sınırlamak ve Türkiye’nin bağımsız dış politikadaki yükselişini frenlemek istiyor. Dedeağaç’tan Girit’e kadar uzanan ABD varlığı, sadece Yunanistan’ı korumuyor; Türkiye’yi izleyen bir gölge gibi kıyılar boyunca dolaşıyor.
İsrail, güvenli enerji koridorları peşinde. Türkiye ile yaşanan kırılgan ilişkiler sonrası, Rum yönetimi ve Yunanistan ile üçlü ittifakı güçlendirerek Doğu Akdeniz’de kendine kırılgan olmayan bir nefes alanı oluşturmak istiyor.
AB ise Kıbrıs Rum Kesimi’ni zaten siyasi olarak kendi üyesi sayarken, Yunanistan’ı Doğu sınırlarındaki kalkanı olarak görüyor. Bu nedenle silahlanma, Brüksel için Türkiye’ye karşı diplomatik baskı aracına dönüşüyor.
**Gerginliğin Uzağında Bir Gerçek:
Bu Coğrafya Karşıtlığa Değil, Gerekirsek Birlikteliğe Yazgılı**
Tüm bu hamleler, görünürde güvenlik adına atılıyor. Oysa silahın her parçası, çatışmayı değil; aynı gökyüzünü paylaşan bir tarihsel kaderi kırılganlaştırıyor. Sınırları çizenler insan; fakat rüzgâr sınır bilmez, deniz düşman tanımaz.
Bölgeyi ateşe çevirebilecek her hesap, aslında herkesin kaybedeceği bir oyundur. Çünkü barışın sunduğu zenginlik, gerilimin yaratacağı yıkımı her zaman geride bırakır.
Sonuç: Güç Dengesinin Yeni Perdesi
Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye’ye karşı hızla güçlenen silahlanma stratejisi, sadece askeri değil; tarihin derin sayfalarından yükselen rekabetin yeni yüzüdür. Büyük güçlerin desteği ise, Doğu Akdeniz’i küresel çıkarların düğüm noktasına dönüştürmüştür.
Bu hikâye henüz son bulmadı. Dalgalar hâlâ konuşuyor, rüzgâr hâlâ anlatıyor:
Barışa yatırım yapmayanlar, geleceği kazanamaz.
Bu topraklar, ancak birlikte yükselebilecek kadar değerlidir.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege Stratejisi:
Sessiz Gücün Derin Sulara Yazdığı Doktrin
Ege’nin her adasında, Doğu Akdeniz’in her dalgasında Türkiye’nin bir hafızası, bir hakkı ve bir geleceği saklıdır. Bu nedenle Ankara’nın stratejisi anlık tepkilerden değil; yüzyıllara dayanan egemenlik bilinci ve küresel güç mücadelesinin gerektirdiği ileri görüşten beslenir.
Bu strateji, üç temel sütun üzerinde yükselir:
1. Mavi Vatan: Denizlerde Egemenlik ve Enerji Güvenliği
Türkiye, yalnızca kara sınırlarıyla var olan bir ülke değildir.
Akdeniz ve Ege, Türkiye’nin jeopolitik omurgasıdır.
Bu doktrin ile Ankara:
- Kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge haklarını kararlılıkla korur,
- Türk donanmasını bölgesel üstünlüğün caydırıcı gücü haline getirir,
- Enerji arama faaliyetleriyle kaynaklara erişimi bir ulusal güvenlik meselesi sayar.
Sondaj gemileri sadece petrol veya gaz aramaz; Türkiye’nin uluslararası hukuktaki varlığını ve kararlılığını kaydeder.
2. Kıbrıs’ta Güvence: Türk Varlığının Stratejik Devamlılığı
Kıbrıs Türkleri, Türkiye için yalnızca yakın bir halk değil;
Akdeniz’de var olmanın en yaşayan kanıtıdır.
Bu nedenle:
- Garantörlük hakkını vazgeçilmez bir güvenlik mekanizması olarak korur,
- KKTC’nin siyasi eşitliğini ve iki devletli çözümü kırmızı çizgi ilan eder,
- Adada tek taraflı oldu-bittilere karşı askerî ve diplomatik caydırıcılığı sürdürür.
Kıbrıs, Türkiye’nin Akdeniz’in orta noktasında nefes aldığı stratejik limandır.
3. Çok Yönlü Dış Politika: Yalnızlığa Değil, Bağımsızlığa Dayalı
Türkiye, yalnızca bir müttefike yaslanan değil, denge kuran bir aktördür.
Bu sebeple:
- NATO içinde yer alırken bağımsız askeri girişimlerini sürdürür,
- Rusya, Azerbaycan, Katar gibi ülkelerle derin stratejik bağlar kurar,
- Enerji koridorları ve bölgesel iş birliklerinde oyun kuran bir rol üstlenir.
Türkiye’nin mesajı nettir:
Bu coğrafyanın kaderi, dışarıdan çizilmez.
Güç Dengesi Değişiyor
Doğu Akdeniz’de her yeni ittifak, her silahlanma adımı Türkiye’ye karşı bir set gibi görünse de, Ankara kendi ufkunu daha genişten kuruyor.
- Donanma modernizasyonu
- Yerli savunma sanayisinin yükselişi
- Sahada aktif diplomasi ve askeri varlık
Tüm bunlar, yalnız savunma değil, geleceğe dair egemenlik iradesinin yansımasıdır.
Stratejik Mesaj: Barışı Kurabilmek İçin Hazır Olmak
Türkiye, gerilimi artıran değil, haklarını cephanesi olarak koruyan bir anlayışla hareket ediyor. Çünkü Türkiye bilir ki:
Barış cesaret ister;
Boyun eğmeyen bir duruş, barışın en güçlü zırhıdır.
Ege’nin iki yakası arasına örülen duvarları yükseltenler var.
Fakat Türkiye, o duvara karşı duran kendi tarihsel köklerinden beslenen bir rüzgârdır.
Ve rüzgâr, her zaman suyun yolunu bulur.
