Yunanistan’da Toprağın İsyanı: Çiftçilerin Öfkesi, Avrupa’nın Sessizliği
Yunanistan’ın kışa bürünen ovalarında artık yalnızca traktörler değil, biriken öfke de ilerliyor. Ülke genelinde çiftçiler, otoyolları ve sınır kapılarını kapatarak seslerini duyurmaya çalışıyor. Nedeni yalnızca geciken ödemeler değil; bu, toprağın sabrının tükenişi, emeğin görünmezliğine karşı yükselen kolektif bir haykırış.
Krizin merkezinde, Avrupa Birliği tarım fonlarını sarsan büyük bir yolsuzluk dosyası yer alıyor. Sahte beyanlar ve usulsüz başvurulara ilişkin soruşturmalar, 698 milyon doları aşan bir kaynağın askıya alınmasına yol açtı. Sonuç ise dramatik: 40 binden fazla çiftçi, hiçbir kusuru olmamasına rağmen ödemesiz bırakıldı. Tohum alınamıyor, mazot karşılanamıyor, borçlar ise katlanarak büyüyor.
Atina hükümeti ile Brüksel arasında sorumluluk paslaşması sürerken, faturayı köyler ödüyor. Hükümet gecikmelerin AB denetimlerinden kaynaklandığını savunuyor; Avrupa kurumları ise Yunanistan’daki denetim zafiyetlerine işaret ediyor. Bu diplomatik dilin arkasında ise çok daha sert bir gerçek yatıyor: Tarlada çalışan eller, artık hayatta kalmakta zorlanıyor.
Artan girdi maliyetleri krizi daha da derinleştiriyor. Gübre, enerji ve yem fiyatlarındaki yükseliş, tarımı sürdürülemez hale getirirken, geciken destekler çiftçiyi adeta boşlukta bırakıyor. Bu ekonomik sıkışmışlık, protestoları kaçınılmaz biçimde sertleştirdi. Bazı bölgelerde polisle çiftçiler karşı karşıya geldi; barikatlar yalnızca yolları değil, siyasal sabrı da kapattı.
Başbakan Kiryakos Miçotakis üzerindeki baskı her geçen gün artıyor. Kamuoyunun geniş kesimleri çiftçilere destek verirken, hükümetin krizi yönetme kapasitesi sorgulanıyor. Bu yalnızca bir tarım politikası sorunu değil; kırsalın geleceği, gıda güvenliği ve sosyal adalet meselesi olarak görülüyor.
Yunanistan’da bugün yaşananlar, Avrupa tarım sisteminin kırılganlığını da açığa çıkarıyor. Bürokrasi ile emek arasındaki mesafe büyüdükçe, toprağın sesi daha sert çıkıyor. Traktörlerin kapattığı yollar, aslında uzun süredir kapalı kalan bir diyaloğu işaret ediyor.
Bu kriz ya hızlı, şeffaf ve adil bir çözümle yatışacak ya da Avrupa’nın tarımsal vicdanında derin bir yara olarak kalacak. Çünkü çiftçinin beklediği yalnızca bir ödeme değil; emeğinin tanınması, geleceğinin güvence altına alınmasıdır. Toprak sabırlıdır, ama sonsuza dek sessiz kalmaz.
