İran Üzerinden Kurulan Büyük Denklem: Özgürlük Söylemi mi, Jeopolitik Hesap mı?

İran Üzerinden Kurulan Büyük Denklem: Özgürlük Söylemi mi, Jeopolitik Hesap mı?

Tarih, büyük güçlerin müdahalelerini çoğu zaman yüce kavramlarla süslediğini gösterir. “Özgürlük”, “insan hakları” ve “demokrasi” söylemleri, çoğu zaman derin jeopolitik hesapların zarif bir perdesi olmuştur. Bugün İran üzerinden yükselen tartışma da bu kadim geleneğin modern bir yansımasıdır. ABD’de, ironik biçimde aynı siyasi kanattan gelen iki Cumhuriyetçi milletvekilinin itirazı, meselenin özüne dair güçlü bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Temsilciler Meclisi üyeleri Thomas Massie ve Marjorie Taylor Greene, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri müdahale tehditlerine açıkça karşı çıkmıştır. Bu karşı çıkış, sadece İran politikasıyla sınırlı bir itiraz değil; ABD’nin anayasal düzenine, dış politika reflekslerine ve “America First” olarak özetlenen MAGA doktrinine yönelik bir hatırlatmadır.

Massie’nin vurgusu nettir: İran’a karşı herhangi bir askeri hamle, Kongre’nin açık onayı olmadan yapılamaz. Bu, Amerikan Anayasası’nın savaş yetkisini yürütme erkinin keyfiyetine bırakmayan temel ilkesidir. Greene ise daha geniş bir çerçeve çizerek, ABD’nin bitmek bilmeyen dış müdahalelerle hem ekonomik hem de ahlaki bir yıpranmaya sürüklendiğini ifade etmiştir. Ona göre, Amerikan halkının iradesi, başka coğrafyalarda açılacak yeni cephelerin bedelini ödemek zorunda değildir.

Bu itirazlar, Trump’ın “İranlı protestocuları kurtarırız” yönündeki açıklamalarının ardından gelmiştir. İran’da son günlerde yaşanan protestolar, hızla değer kaybeden rial ve derinleşen ekonomik krizle doğrudan bağlantılıdır. Ancak Washington’dan yükselen sesler, bu toplumsal öfkeyi yalnızca bir insan hakları meselesi olarak okumamaktadır.

Eleştirmenlere göre asıl mesele; doların küresel hâkimiyeti, petrol yollarının kontrolü ve İsrail’in bölgesel güvenliğidir. İran, yıllardır ABD’nin küresel finans sistemine meydan okuyan nadir aktörlerden biri olmuştur. Kendi para birimiyle ticaret arayışları, enerji politikalarındaki bağımsızlık çabaları ve İsrail karşıtı duruşu, onu yalnızca bölgesel değil, küresel bir denklemde “sorunlu aktör” haline getirmiştir.

Bu noktada İran’daki protestolar, bazı çevreler için bir insanlık dramı değil; stratejik bir fırsat olarak görülmektedir. Özgürlük söylemi, sert güç seçeneklerinin meşrulaştırılmasında kullanılan tanıdık bir anahtar kelimeye dönüşmektedir. Oysa ABD içinden gelen bu Cumhuriyetçi itirazlar, nadir görülen bir dürüstlükle şunu hatırlatmaktadır: Her ahlaki iddia, arkasındaki çıkar ilişkileriyle birlikte sorgulanmalıdır.

Sonuç olarak, İran meselesi ne yalnızca sokaklara dökülen insanların feryadıdır ne de basit bir rejim karşıtlığı hikâyesi. Bu, petrolün, paranın ve bölgesel güç dengelerinin iç içe geçtiği çok katmanlı bir mücadeledir. Ve belki de asıl soru şudur: Özgürlük adına konuşanlar, gerçekten özgürlüğü mü savunmaktadır; yoksa tarihin defalarca tanık olduğu gibi, çıkarlarını mı?

Bu soruya verilecek dürüst cevap, yalnızca İran’ın değil, küresel düzenin geleceğini de şekillendirecektir.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski