Küresel siyasetin sert rüzgârları, zaman zaman yalnızca cephelerde değil, gazetelerin köşe yazılarında da eser. Son günlerde Amerika’nın etkili gazetelerinden The Wall Street Journal’da yayımlanan bir analiz, Washington’da Türkiye üzerine yeni bir tartışmanın kapısını araladı.
Yakın Doğu Stratejik Çalışmalar Merkezi Genel Müdürü Bradley Martin, kaleme aldığı yazıda Türkiye’yi doğrudan hedef aldı ve Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Ankara yönetimini “NATO için kötü bir ortak” olarak nitelendirdi.
Ancak bu yazı yalnızca bir analiz olarak kalmadı. Aynı zamanda Washington’daki farklı siyasi çevrelerin Türkiye’ye bakışındaki derin görüş ayrılıklarını da gün yüzüne çıkardı.
Türkiye Tartışmasının Arka Planı
Bradley Martin’in yazısında dikkat çeken nokta, Irak Savaşı sonrası Ortadoğu’da oluşan güç boşluğu üzerine yaptığı değerlendirmelerdi.
2003 yılında gerçekleşen 2003 Iraq War sonrasında bölgede oluşan siyasi boşluğun Iran tarafından doldurulduğunu savunan Martin, bugün İran’ın zayıflatılması halinde yeni bir bölgesel güç boşluğu doğabileceğini öne sürdü.
Yazara göre bu boşluğu doldurabilecek ülkelerden biri de Türkiye.
Ancak Martin’in önerisi oldukça tartışmalıydı. Analizde, Washington’un Türkiye’nin bölgedeki etkisini sınırlamak için önleyici tedbirler alması gerektiği ima edildi.
Bu yaklaşım, özellikle Türkiye’nin son yıllarda izlediği bağımsız dış politika, savunma sanayisindeki yükselişi ve Orta Doğu’daki diplomatik hamleleri göz önüne alındığında birçok çevre tarafından açık bir siyasi hedef alma olarak yorumlandı.
Washington’dan Farklı Bir Ses
Ancak Washington’daki tüm siyasi aktörler bu görüşü paylaşmıyor.
ABD Kongresi’nde Cumhuriyetçi kanadın dikkat çeken isimlerinden Anna Paulina Luna, söz konusu analize sosyal medya üzerinden sert bir yanıt verdi.
Luna, Türkiye’nin İran’la kıyaslanmasını reddederek şu mesajı paylaştı:
“Türkiye yeni İran değildir. Birlikte ilişkilerimizi güçlendirmeye devam edeceğiz.”
Bu açıklama, ABD siyasetinde Türkiye’ye yönelik yaklaşımın tek sesli olmadığını açık biçimde gösterdi. Özellikle Cumhuriyetçi Parti içinde bazı isimler, Türkiye’nin NATO içindeki rolünün stratejik önemine vurgu yapmaya devam ediyor.
NATO Denkleminde Türkiye
Türkiye, 1952’den bu yana North Atlantic Treaty Organization üyesi olarak ittifakın en kritik ülkelerinden biri.
Karadeniz, Orta Doğu ve Kafkasya’nın kesişim noktasında bulunan Türkiye, NATO’nun jeopolitik kilit taşlarından biri olarak görülüyor.
Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri, ABD’den sonra NATO’nun en büyük ikinci ordusu konumunda bulunuyor.
Bu nedenle Washington’daki bazı çevrelerin Türkiye’nin rolünü tartışmaya açması, yalnızca ikili ilişkileri değil, aynı zamanda ittifakın geleceğini de etkileyebilecek bir mesele olarak değerlendiriliyor.
Washington’da Süren Stratejik Tartışma
ABD’deki düşünce kuruluşları ve medya organları uzun süredir şu soruyu tartışıyor:
Türkiye, Batı ittifakının içinde kalmaya devam ederken daha bağımsız bir bölgesel güç mü oluyor?
Ankara’nın son yıllarda izlediği çok yönlü diplomasi — Rusya ile diyalog kurarken NATO üyeliğini sürdürmesi, Orta Doğu’da arabuluculuk girişimleri ve savunma teknolojilerindeki atılımı — bu sorunun daha sık sorulmasına neden oluyor.
Bu nedenle bazı analizlerde Türkiye bir “stratejik ortak” olarak görülürken, bazı çevrelerde ise “zor ortak” olarak tanımlanıyor.
Sonuç
Wall Street Journal’da yayımlanan analiz ve ardından gelen siyasi tepkiler, ABD’de Türkiye üzerine süren tartışmanın ne kadar derin olduğunu gösteriyor.
Bir yanda Ankara’nın bölgesel etkisini sınırlamak gerektiğini savunan görüşler bulunurken, diğer yanda Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilmesini savunan siyasi aktörler de var.
Diplomasi dünyasında gerçekler çoğu zaman siyah ve beyaz değildir.
Türkiye ile ABD arasındaki ilişki de tam olarak böyle bir dengede ilerliyor:
rekabetin gölgesinde iş birliği, eleştirilerin arasında stratejik zorunluluk.
Ve belki de Washington’daki tartışmanın özü şu soruda saklıdır:
Türkiye, Batı ittifakının sınırlarında duran bir ülke mi, yoksa yeni dünyanın merkezinde yükselen bağımsız bir güç mü?
