Bolluk Çağı Efsanesi Gerçekle Yüzleşiyor
Teknolojik ütopya gecikmede; çünkü yeterince tesisatçımız ve elektrikçimiz yok
Bir zamanlar gelecek, ışıl ışıl ekranlarda kendini vaat ediyordu. Yapay zekâ her soruya cevap verecek, robotlar her işi üstlenecek, şehirler sürtünmesiz bir düzenle akacaktı. Bolluk, neredeyse otomatik bir hak gibi sunuluyordu. Oysa bugün, bu parlak anlatının arka planında sessiz ama derin bir gerçek yankılanıyor: Temel işleri yapacak insan gücü eksik.
Teknoloji, göğe uzanan bir kule gibi yükselirken, zemini taşıyan kolonlar ihmal edildi. Kod yazmayı kutsadık; kablo döşemeyi unuttuk. Algoritmaları alkışladık; boruları onaran elleri görünmez kıldık. Sonuçta, en gelişmiş yazılım bile elektriksiz çalışmıyor, en akıllı bina su akmadan yaşanmıyor.
Bu bir beceri krizi değil yalnızca; bu bir değerler krizi. On yıllar boyunca “beyaz yakalı cennet” vaadiyle genç zihinler tek bir yöne kanalize edildi. Meslek liseleri geri plana itildi, çıraklık itibarsızlaştırıldı. Usta-çırak ilişkisi, modernliğin gürültüsünde kayboldu. Bugün ise şehirlerimiz, tamir edilmesi gereken bir arıza gibi alarm veriyor.
Ekonomik refahın anahtarı, sanıldığı kadar soyut değil. Bir ülkenin gerçek zenginliği, sunucularının hızında değil; evlerinin ısınmasında, hastanelerinin çalışmasında, altyapısının dayanıklılığında gizlidir. Tesisatçı yoksa hijyen aksar. Elektrikçi yoksa üretim durur. Usta yoksa gelecek yavaşlar.
Üstelik bu eksiklik, yalnızca hizmetlerin gecikmesi anlamına gelmiyor. Enflasyonist baskılar artıyor, bakım maliyetleri yükseliyor, toplumsal eşitsizlik derinleşiyor. Çünkü az bulunan her şey pahalıdır; emek de buna dâhil. Bolluk çağı anlatısı, ironik biçimde kıtlığın dilini konuşmaya başlıyor.
Çözüm, teknolojiyi reddetmek değil; onu yere basan bir akılla tamamlamak. Dijital ilerleme ile fiziksel emeği karşı karşıya koymak yerine, birbirini besleyen iki damar olarak görmek gerekiyor. Akıllı şehirler, akıllı eller olmadan kurulamaz. Yapay zekâ, insan zekâsının ustalıkla yoğrulduğu meslekleri ikame edemez; ancak onlarla birlikte anlam kazanır.
Gelecek, yalnızca yazılımla yazılmayacak. Gelecek; kabloların sabırla döşendiği, boruların titizlikle bağlandığı, işin ehlinin itibar gördüğü bir dengeyle inşa edilecek. Bolluk, bir mit olarak değil; emeğin hak ettiği değeri bulduğu bir gerçeklik olarak mümkün olacak.
Ve belki de asıl ilerleme, göğe bakarken yere basmayı yeniden hatırladığımız gün başlayacak.
