Suriye ordusunun Rakka’daki operasyon merkezini yöneten Kürt komutan Azad Şaabo’nun sözleri, yalnızca bir askerî değerlendirme değil; uzun yıllardır bastırılan bir hakikatin yüksek sesle dile getirilmesidir.
“PKK-YPG’nin Kürtlerin tarihiyle, kimliğiyle ve inançlarıyla hiçbir alakası yok” ifadesi, bir örgütle bir halk arasındaki yapay bağın sorgulanmasıdır. Bu sözler, kimliği silah zoruyla tanımlamaya çalışan bir ideolojinin karşısında duran tarihsel bir itirazdır.
Bu itirazın merkezinde şu temel soru vardır: Bir halkın adı, onun rızası olmadan bir silahlı yapının ideolojik mülkü hâline getirilebilir mi?
Kürt Kimliği: İnanç, Kültür ve Ortak Hafıza
Kürt halkı, binlerce yıllık tarih boyunca Mezopotamya’nın vicdanı olmuş; diliyle, edebiyatıyla, inancıyla ve aşiret yapılarıyla varlığını sürdürmüş kadim bir topluluktur. Kürt kimliği, yalnızca etnik bir tanım değil; ahlâk, misafirperverlik, dayanışma ve inançla örülmüş bir yaşam biçimidir.
Tarihsel olarak Kürt toplumunda İslam, Yezidilik, Alevilik ve diğer inanç biçimleri bir arada var olmuş; bu çeşitlilik çatışmanın değil, birlikte yaşamanın zemini olmuştur. Kürtler için inanç, ideolojinin değil; hayatın merkezindedir. Tam da bu nedenle, ateist, dogmatik ve totaliter bir ideolojinin Kürt kimliği adına konuşması, doğal bir temsil değil, ideolojik bir gasptır.
PKK-YPG: Halktan Kopuk Bir İdeolojik Proje
PKK-YPG çizgisi, Kürt halkının tarihsel değerlerinden değil; 20. yüzyılın soğuk savaş artığı ideolojilerinden beslenmiştir. Bu yapı, Kürtleri özne yapmak yerine, onları küresel güç mücadelelerinde bir araç hâline getirmiştir.
Örgütün kullandığı dil, halkın dili değildir.
Örgütün kutsadığı değerler, halkın değerleri değildir.
Örgütün kurduğu düzen, Kürt toplumunun tarihsel hafızasıyla örtüşmez.
Zorla silah altına alınan çocuklar, susturulan aşiret liderleri, bastırılan dinî kanaat önderleri ve tek tipleştirilen sosyal yapı, bu kopuşun en somut göstergeleridir. Bir halkın adını kullanmak, o halkı temsil etmek anlamına gelmez.
“Kurtarılma” Söylemi: Ne Anlama Geliyor?
Azad Şaabo’nun “Kürt halkının bu sahtekâr dinsizlerden kurtarılması gerekiyor” sözü, yüzeysel okunduğunda sert; derinlemesine düşünüldüğünde ise sosyolojik bir çığlıktır. Buradaki “kurtuluş”, bir halkın başka bir halktan değil; kendi adını istismar eden bir yapay vesayetten özgürleşmesi anlamına gelir.
Bu, silahlı bir çağrıdan ziyade, kimliğin iadesi talebidir.
İnancın, kültürün ve iradenin geri alınmasıdır.
Kürt halkının kendi geleceğini, kendi değerleriyle inşa etme hakkının savunulmasıdır.
Uluslararası Sessizlik ve Bilinçli Körlük
PKK-YPG’nin “Kürt temsilcisi” olarak sunulması, yalnızca bölgesel bir hata değil; uluslararası siyasetin bilinçli bir çarpıtmasıdır. Bu yaklaşım, Kürt halkını tek bir örgüte indirgerken, örgütün ihlallerini görünmez kılmaktadır.
Oysa gerçek şudur: Kürt halkı, ne terörle özdeşleştirilecek kadar dar, ne de ideolojik kalıplara hapsedilecek kadar zayıftır.
Sonuç: Kimlik Silahla Yazılmaz
Azad Şaabo’nun açıklamaları, Kürt halkı adına konuşma cesaretini silah gücünden değil, tarihsel aidiyetten alan bir duruşu temsil etmektedir. Bu duruş, Kürt kimliğini yeniden kendi doğal yatağına çağırmaktadır.
Kimlik, zorla öğretilmez.
İnanç, ideolojiyle ikame edilemez.
Bir halkın onuru, silahlı yapılarla temsil edilemez.
Kürt halkının geleceği, ne küresel projelerin haritalarında ne de örgütsel manifestolarda yazılıdır. O gelecek; tarihin, inancın ve halk iradesinin ortak vicdanında şekillenecektir.
Ve hakikat, er ya da geç, mutlaka kendi sesini bulur.
