Gaza’nın geceyi yutan sessizliği, o an birden yırtıldı. Dar el-Erkam okulunun üzerine çöken enkaz, sadece bir binanın değil, bir toplumun yüreğinin de ağırlığını taşıyordu. Gökyüzü, dumanın ağır gölgesinde kararmış; sokaklar, insan seslerinin bile çekinerek dolaştığı bir yas tarlasına dönmüştü. Fakat bütün bu karanlığın içinde, insan iradesini diri tutan ince bir ışık kıpırdamaya hazırlanıyordu.
Toprağı Kazan Eller, Umudu Arayan Kalpler
Gece boyunca hiçbir el durmadı. Metalin çarpan sesi, taşların devrilişi, feryatların göğe yönelen titreyişi… Hepsi birbirine karışmıştı. Yine de eller titremedi, dizler çözülmedi, gönüller umuttan vazgeçmedi. Çünkü Gazze’de enkaz altında bir can olabileceği düşüncesi, her yorgunluğun üzerinde bir emir gibi yankılanıyordu: “Devam et.”
Bir baba, çökmüş duvar parçasının yanına çömelmiş; çocuğunun adını belki yüzüncü kez sesleniyordu. Bir kadın, bir köşeye çökmüş okulun kapısını tutan parçayı parmaklarıyla kavrıyor, sanki o tutuşla yıkımın akışını geri çevirebilecekmiş gibi hayata direniyordu. Gençler, yaşlılar, gönüllüler, komşular… Bu toprakta kimlikler, yaşlar, statüler siliniyor; sadece insan kalıyordu.
Gecenin En Sessiz Anında Gelen Nefes
Sonra bir an geldi ki, bütün sesler durdu. Sanki enkazın altından bir fısıltı, bir kıpırtı yükselmişti. Bir kurtarma görevlisinin eldiveninin ucu titredi. Bir diğeri eğildi, başını kayan molozlara yasladı. Ve o mucizevi an, herkesin kulaklarına ulaşan bir sese dönüştü:
Ne olduğunu bilmeyen, ama yaşadığını haykıran bir bebek soluğuydu.
Oradaydı. Yıkıntının altında, dünya ile bağı kopmuş gibi duran bir sessizliğin içinde yaşayan bir kıvılcım. Yedi aylık bir çocuk… Sanki bütün şehrin acısını göğsünde uyutan bir masumiyet.
Toz içindeki küçük bedeni eller arasında taşınırken, kalabalık hem susuyor hem ağlıyordu. Bir annenin içinden kopan acı ile sevinç birbirine karışıyor; bir babanın yüzü, sanki yılların yükünü aynı anda bırakıyordu.
Tanık Olanların Dilinde Tek Bir Cümle
“When they lifted the debris, he was laying there. A seven-month-old boy.”
Bu cümle, o gece orada bulunan herkes için bir kayıt, bir hatıra, bir ağıt ve aynı zamanda bir müjde gibiydi. Çünkü Gazze’de hayat, her yıkımın ardından yeniden sınanıyor; fakat bir çocuğun nefesi, bütün karanlık senaryoları bozan bir güç olarak kalıyordu.
Küller İçinden Yükselen Umut
Dar el-Erkam okulu—bir zamanlar gülüşlerin dolaştığı, defterlerin açıldığı, çocukların gelecek hayalleri kurduğu bir yer—artık bir enkaza dönüşmüş olsa da, o enkazdan çıkan bebek yeni bir anlam yükledi bu topraklara.
Artık orası sadece bir okulun yıkıldığı yer değildi; hayatın küllerin içinden kendini yeniden doğrulttuğu anın mekânıydı.
Gaza’daki aileler, o geceyi anlatırken gözleri uzaklaşır ama sesleri yumuşar. Çünkü her yıkımın ardından geri dönmeyenler vardır; fakat oradan çıkan bir bebek, kaybedilen bütün umutların yeniden toplanabileceğini hatırlatır.
Bir Sembolün Sessiz Gücü
Bu çocuk, sadece kurtulan bir bebek değil. Karanlığın en yoğun olduğu anlarda bile insan iradesinin tükeneceğini sananlara bir cevap; savaşın ortasında doğanlara ise bir destek nefesidir.
Onu kurtaranlar, “biz insanlığın nöbetçisiyiz” demeden bunu yaptılar.
Onu bekleyenler, “umut hâlâ var” demeden kalplerinde taşıdı.
O ise hiçbir kelime söylemedi; ama varlığıyla bir toplumun en derin çığlığını susturdu, yerine ince bir ışık bıraktı.
Sonuç: Karanlığın İçindeki Işık
Dar el-Erkam’ın enkazından çıkarılan o bebek, Gazze’nin sadece yaralarını değil, direncini de temsil ediyor. Yıkımlar, acılar, kayıplar her ne kadar ağır olsa da, yaşamın en küçük kıvılcımı bile karanlığa meydan okuyabiliyor.
Bir şehrin yüreğinden çıkan bu hikâye, bize şunu hatırlatıyor:
İnsanlık, enkazın altından bile yeniden yükselebilir.
Bir nefes, bir toplumun karanlığa yenilmediğini kanıtlayabilir.
Ve bir bebek, yeryüzünün en yorgun coğrafyasında bile umudu yeniden yazabilir.
Batı Şeria’da Yerleşimci Şiddeti: Tırmanan Bir Fırtınanın Anatomisi
